Sayfalar

24 Mayıs 2011 Salı

-18-

yine gece yine gün döndü ve yine uykum yok. ertesi gün iş olmasa uykuyla hiç bir mantıklı alakam kalmayacak. oturuyorum baykuş gibi. aklımda annem var. bugün bir sohbet bağlantısında müstakbel müdürüme bahsettim biraz hayatından. hemen bağlandı aile dramı. gerçeğin ve hayatın ağırlığı sohbetin ortasında uzun bir es oldu. hani insanların her zaman korktukları o olaylar. o olaylar alıp bütün sözleri bir kaos yaratır ve içinden hiç birisi seçilecek kadar öne çıkamaz ya.
insanlar sürekli dramatik ve trajik olayların içinden geçerek var olurlar. o gerçekler ki burun buruna geldiğimizde elimizi ayağımıza dolaştırır. bir bebeğin ilk nefes alışı ya da yakınını henüz kaybetmiş bir kişinin derin üzüntüsü. böyle zamanlarda benim dilim düğümlenir. klasik cümleler içtenlikten yoksun kalır. işe yaradıkları tek şey sessizliğin bozulmasıdır. o sessizlik ki bilinmezliğin uzay kadar geniş olduğu andır işte.
ben kimseyi o boşluğun içinde bırakamıyorum. illaki gerçekle bir bağlantı kuracağım. bu bağlantı da ancak gerçekleri ele alarak olur. gerçekle bir kere yüz yüze geldin mi ya o seni geri adım attırır bir sonraki raunda kadar ya da onu bir şekilde alt edersin. geri adım atmak bir seçenek olsa da kaçmak asla olmamalıdır. bu tip durumlarda kaçtıkça gölge gibi takip edildiğimi hissederim ben. sonu olmayan bir kovalamaca. vakit kaybı.
bu nedenle zaman zaman patavatsız zaman zaman da kırıcıyım. bu gerçekleri kabul etmeden onlarla baş etmek imkansız hale gelir. kim arkasındaki sayısız gölge ile kendini sağlıklı şekilde ifade edebilir ki?
maskeli baloları parti olmadıkları sürece sevmem.
işte bu yüzden biraz huysuzum.

huylu huyundan vazgeçmese de arada bir uyuması dinlenmesi de gerekir. uyku da uykluğundan vazgeçmesin o zaman. lokum gibi bir uykuluk olsa ben onu sağlam bırakırmıyım ki şimdi ama...

offf kamil çok acıktım nerde kaldı bu piç!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder