Sayfalar

29 Mayıs 2011 Pazar

-24-




ağlamak nedir ki? gidenin ardından mı olmalı hep.
eksik olmak nedir ki? içindekilerin birer birer kopup gitmesi nasıl oluyor acaba?
bunları tasvir etmek ve yanıtlar aramak her ne kadar içsel süreçler olsa da sanatı sanat yapan bu türlü sorulara yanıtlar bulmaya çalışmasıdır.
işte bu bağlamda da yukarıdaki sahne insanın içindeki boşluğun nasıl oluştuğuna dair belli bir tasvir yapıyor. behzat'ın içindeki boşluğu biraz daha anlamamızı sağlıyor. bunu sağlarken kendi yitirdiklerimizi anımsatıyor. ve behzat'ın yaşadıkları da bizde bir iz daha bırakıyor ve onun hislerine kolay bir empati kurma şansı veriyor bize.
kendi katharsisimizi elimize veriyor istersek ders alırız ve içimizi bu denli kanatacak olaylara karşı önlemler alabiliriz. istemezsek de kendi bileceğimiz iş.
ben dağılmayı seçiyorum her seferinde bilardo topları gibi, yangına körükle gidip yaptıklarımdan yeni dersler çıkartmayı seçiyorum illaki canım yansın diye bekliyorum mazoşistçe. yüzüm gözüm yara bere içinde kalsın. içim kanasın ve ben kendimi ıssız yollarda bulayım her seferimde. kendimi arayayım. kendim yeni heyecanlar peşinde koşsun...

mutluluk çok ulan bana. mutlu olsan elimde hiç bişey kalmayacakmış gibi geliyor çoğu zaman. saplandım mı bu bataklığa? dejenerasyon mu suçlusu hepsinin. standart olanı yaşayamama mı? illaki marjinal ile orjinal arasında ince bir çizgi tutturmaya çalışmak mı yoksa? herşeyden vazgeçsem şu an standart olmaya çalışsam onu da becerebilirmiyim ki?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder