Sayfalar

5 Haziran 2011 Pazar

-30-

ne kadar aylaksam o kadar ayık değillimdir. aylaklık kafamdaki makinanın dinlemesi demek. bu nasıl bır aylaklık peki. şöyle, kafayı boşaltırken ezdiğim beyin hücrelerinin yenilenmesini geciktirerek, gerek odunlaşarak, gerek mongollaşarak. haftasonları dünyaya boş bakmayı seviyorum. şalteri kapatıyorum. farklı gezegenlerde dolaşıyorum. zaman zaman soruyorlar bu kafa ne kafası diye... yine mi akşamdan kalmasın diyorlar... evet diyorum. dinleiyorum. kafamdaki makinayı ara ara kapatmam gerekiyor. gün ışığına çıkınca gözlerimi kamaşmasını seviyorum. insanların telaş içinde hareket etmelerini garipsiyorum. haftasonu işte neden acele edeyim ki. dinlenmek demek pasif şekilde ortalarda dolaşmak demek benim için. çeşitli heycanlar arasında koşmak istemiyorum. heyecansız herşeye dışardan bakar bi şekilde sakin kalmak tek arzum.

Seviyorum ulan aylak olmayı. neden kendimi yorayım ki? ne için yani. mutlu olmak mı? kendi yalnızlığımda mutluyum aslında sadece freudyen ihtiyaçlar zaman zaman özlem yaratıyor. annemi özlüyorum rahimden koptuğum günden bu yana...


hastalıklı düşünceler içerisindeyim, mazoşizmle sadizm arasında gidip geliyorum. dünyayı normal gözlerle göremiyorum. karanlık ve pus içindeki yaşamlarla muhatab olamıyorum. kendi gözlüklerimle görmek ve uyumsağlayamamak benim sevdiğim aslında. zaman akarken durup dışardan bakıyorum saatin işleyen çarklarına.

karanlıklar içinden sesleniyorum sesimi duyan var mı? bana düzen kazandırabilirmisiniz peki? yoksa bu dejenerasyon ve uyumsulukla toplumun içinde herzaman çıkıntılık ederek mi geçecek hayatım.  ben bir sistemin en iyi işleyen dişlisi olurken başka bir yapıda en sakat dişlisiyim. sistemler arasında geçişme yapamıyorum. kalıplarım sert ve sıkı oluşturulmuş durumda. bu duvarı kırmak istemiyorum ama duvarın içinden dışarıya bakmak da artık yorucu olmaya başladı. insanların burgulu perukları kafalarına takıp karşımda ahkam kesmesini ve benim yapımı kendilerine benzetmek için yargı kürsüleri kurmalarını sevmiyorum.

only god can judge me çok ayak altı oldu. ben bu durumuma gelene kadar verdiğim kararların hiç birisini aslında vermedim. o nedenle ne tanrı nede bir başkasının yargılarına muhtacım. sadece doğrularımı bilip onların peşinden gidiyorum. geldiğim kadar gideceğim yol da çok fakat günden güne mücadele etmekte olduğum cepheler ağırlaşıyor.

hani şimdi biraz açık hale geliyor mu neden fetusa bu kadar düşkün olduğum. benim mücadele etmediğim tek yer vardı. sadece yeniden oraya ulaşmak istiyorum yorgun düştüğümde.

evet bu boşvermişliğin nedeni yorgun olmam. biraz dinleniyorum. sonra ait olduğum cephelere geri dönücem...

ben nasıl mı dejenere oldum. işte böyle.
istençsiz mi öldüm bilemiyorum. ama şehir pisliği her tarafım.
angutum ben!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder