Sayfalar

13 Ağustos 2011 Cumartesi

-85-

trenler kaçar bazen. aslında kaçırmak da değil anlatmaya çalıştığım. trenin seni almaması.
saçma metaforlardan gerçeğe dönüyorum tamam.
kadın erkek ilişkilerinde bir nokta var. bu nokta tanışmayla flörtün bulunduğu bıçaksırtı patikanın zirvesinde.
o patikadan yuvarlanmadan zirveye ulaşabildiğinde zaten problem kalmıyor.
işte ben o patikada yaşıyorum hep. çoğu zaman gönüllü kalıyorum burda yoldaşlık ettiğim kadınlara ihanet ederek. ama zaman zaman da benim aksime kadınlar o patikada kalmayı arzuluyorlar. işte burda olmanın en ağırlaştığı dönemler de onlar oluyor.
öyle yada böyle burada yaşıyorum ben. bir gül bahçesi değil evet ama yaşanıyor.
yaşadıkça şefkatimden harcıyorum. bir benzin almadan ne kadar gidebilir ki araba.
şefkat görmeden şefkatini bir başkasına gösteremezsin. bu her zaman böyle işler.
sevgi böyle değildir. kimse seni sevmese de başkalarını sevebilirsin. aşık olabilirsin.
şefkat olmadığında ramazan davulu gibi kurur kalırsın gergin bi halde hareketsiz donuk ve soğuk şekilde.
işte böyle zamanlarda trenler gelmez olur. bu perona yanaşmaz olur. hep önemsiz istasyon hep örümcek ağlarıyla bezeli yarı yıkık terkedilmiş istasyonlar....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder