Sayfalar

4 Ekim 2011 Salı

-95-

ve işte yine dark side of the moon çalıyor...
aradan baya bi zaman geçti yine derin bir darbe almamın üzerinden.

breathe, breathe in the air.
don't be afraid to care.
leave but don't leave me.
look around and choose your own ground
for long you live and high you fly
and smiles you'll give and tears you'll cry
and all you touch and all you see
is all your life will ever be.



inananılmaz güzellikte olaylar geçti başımdan.
ben yine yarım yamalağım ama. karşıyaka derbisine gittim. izmirde çok güzel zaman geçirdim.
işimde yükseldim sayılır. daha kritik bir pozisyona getirildim.
annem babam huzurlu. her zamanki gibi çevreme güç dağıtıyorum.


bi türlü kendimi toparlayamıyorum ama.
ben ne kadar derin hissedersem hissedeyim olmayınca olmuyor.
karma mı bu? 
ben ne kadar başarılı olursam oliyim tek bir kalp atışının verebildiği huzuru ve mutluluğu yakalayamıyorum. 
kırık ve parça parça olmanın bedeli diye düşünüyorum.
kimse kimseyi toparlamak için gelmiyor dünyaya. beni de kimse toparlamak zorunda değil.
adam olup sağlam duramadıktan sonra herşey boşa gidiyor sanırım geldiğim noktada.


ticking away the moments that make up a dull day
you fritter and waste the hours in an offhand way.
kicking around on a piece of ground in your home town
waiting for someone or something to show you the way. 



zaman zaman o işareti gördüğümü sanıyorum bir deniz fenerinden.
gecenin karanlık dalgaları arasında herşeyin yanılsamadan ibaret olduğunu farkediyorum.
o an çırıl çıplak kalıyorum işte. kaygısızlaşıyorum.


bitmiyor bu derinlik içimde. kapkara bir kuyu gibi. yada hollow gibi bir delik varmışcasına göğsümde.
zaman zaman deliğin kapandığını zannediyorum. yanılsamayla hissediyorum birşeyler, önemsemeye başlıyorum. 


home, home again
i like to be here when i can
and when i come home cold and tired
its good to warm my bones beside the fire

far away across the field
the tolling of the iron bells
calls the faithful to their knees
to hear the softly spoken magic spells 



yalnızlığımla başbaşayım her zamanki gibi.
eskisi gibi soğuk ve umursamaz olamayacağım sanırım.
yaşadıklarım duygusallaştırdı beni. zaten duygusal bir adamken dondurduğum duygularımı çözdü.
hiç beklemediğin bir anda birisi çıkar karşına işte o dersin. yelkenler fora tam yol ileri...
işte tam hızını almışken kayalıklara doğru gazladığını farketmek ölüme koşmaya çevirir coşkuyu...


and i am not frigtened of dying, any time will do, i don't mind. why should i be frightened of dying? there's no reason for it, you've gotta go sometime."
"i never said i was frightened of dying."



bu noktadan sonra gitmekten başka seçenek kalmamıştır. ruhunu yine öldürüp önüne bakarsın.


new car, caviar, four star daydream,
think i’ll buy me a football team.



aslında hepsi asıl ulaşamadıklarımızın eksiğini gidermek için değil mi.
sahip olduğumuz herşey bir başkasının yokluğunu kapatmak üzere hayatmıza yamanıyorlar.


yarıda bırakcam bu yazıyı...
duygularımı anlatmaya daha fazla dayanamayacağım.
hayatı ıskalamaktan bahsediyor annem. ben korktukça hayatı ıskalamaya devam edicem.
incinmekten korkuyorum evet. mutlu edememektende korkuyorum.
seni sevmektende korkuyorum.


us, and them
and after all we're only ordinary men.
me, and you.
god only knows it's noz what we would choose to do.



ve son olarak...


mother should ı built the wall?...







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder