Sayfalar

27 Aralık 2012 Perşembe

-199-

hayat garip.

en büyük hayal kırıklıkları, en büyük umutlar, kabullenilmiş yenilgiler, söz dinlemez direnişler her zaman en umulmadık yerde yeşeriyor.

her şeyin hesabıma eksi yazıldığı anlar hayat diye yaşadığım yerde. evim, işim, aşklarım, annem, babam.. hiç birinin belli bir düzeni disiplini terbiyesi yok.

öyle buruk bir gün ki bu yaşadığım.
öyle eksik ki hayatım.

son aylarımı bayram yerine çeviren o kadını artık yanımdan kendi evine kocasının yanına uğurladığım zamanlar bunlar. içim eksik, canım yarım. gitme diye öpüyorum yanaklarını her kavuşmamızda.
beşiktaş sokakları ki en büyük şahittir yaşananlara artık ayrılık masallarını dinliyorlar her saniye. ağaçların hışırtısı ölüm senfonisi. el ele koşulan meydanlar kocaya yetişmek için binilen vapura çıkıyor.
böyle bir bitkinlikle yaşamaya çalışıyorum. onurum gururum haysiyetim hepsi o meydanları süsleyen parke taşlar ve üzerinde tepiniyoruz, en başta ben.

gözlerinde bir hüzün yaşanmışlık var diyor kollarımda canıma en yakın dururken. açıklayamıyorum, ben sevdikçe kaybediyorum diye. biliyorum her kaybettiğim kadın gibi onu da geride bırakıp gitmenin vakti geldi ama geçiyor. sevdikçe yitiriyorum.

iskeledeki son sarılışımız yüzüme vuran nefesin derin derin soluklanmaya çalıştıkça sen içime işledi. göğüs kafesini yırtarcasına atan kalbin en ücra hücrelerine oksijen dolu kan hücreleri göndermek yerine benim kalbime ulaşmaya çalışıyordu adeta. o anda kalsam dedim vapurun kalktıktan sonra, hiç gitmesen. hani gitmesek diyorum.

kafam dalgın, kalbim kırık, onursuzca dolaşırken dolmabahçede biraz soluklanmak için kendimi attığım o en büyük avemede yılbaşı hediyeleriyle kafamı dağıtmak istedim. görevdi en nihayetinde çalışma arkadaşlarından random style birine hediye almak.

ben mutsuzken insanları mutlu etmek istiyorum en azından bir işe yaradığımı hissetmek için. güzel bir hediye alabilmek için konsantre olmaya çalışmak da zor senin yokluğunda.

derken tüm hediye yığınları vitrinleri arasında seni gördüm. öyle uzaktan her zamanki gibi pürüzsüz, saf ve asil güzelliğinle bakınıyordun.hayatımın başka bir boyutunda bıraktığım sevdiğim. seni de bırakmak zor olmuştu. kaç şişe kaç alem kaç kadın geçti. olmadı. sonra ben paralel bi evrendeki hayatıma geçtim. zaman kırılması kalbimin kırılması kadar zor değildi. hala gezmelerimizi kahve kaçamaklarını tatlı krizlerimizi içmelerimizi sıçmalarımızı sabahlara kadar konuşmalarımızı müzik savaşlarımızı çok hasretle anıyorum. o hayatımı geride bırakma zamanı geldiğinde çok üzülmüştüm.

yanına geldim. nasıl karşılanacağımı bile düşünmeden. tek aklımdan geçen kocaman bir kucaklaşmaydı.
özlemiştim seni. ve o solucan deliğinden geçmek zorunda kalmasaydım nasıl mutlu olabileceğimizi daha sık hayal etmeye başlamıştım zaten son zamanlarda.

bu kadar yıkılmışken sadece sana sarılıp al beni götür uzaklara diye hıçkıra hıçkıra ağlayabilirdim. içim burukken gözlerimin içi nasıl gülebilirdi ki. nasılsın diye sorduğunda hala boynuna atlamadıysam bir reddedilişi daha kaldıramayacağımdandır. sadece kısa bir iyi çıkabildi ağzımdan. oysa halim bombok. mutsuz umutsuz ve hastalıklı. yalnızlık insanı boğuyor be sevdiğim.

ben dejenere draje, kadınları seviyorum.
sevdikçe daha da onursuzlaşıyorum, sevdikçe tükeniyorum.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder